Ve sonra dans ettik...


Dans, kolları ve bacakları olan bir şiirdir.

Charles Baudelaire



Sahnede veya sokakta, çiftler halinde, sıra halinde, daire şeklinde veya tek başına - insanlar dans eder. İster dürtüsel ister haftalarca süren provalarla olsun, dans özgürleştirici, neşeli zaman zaman da hüzünlüdür. Varlığımızın simgesel noktalarında eşlik eder bizlere.


Gözümüzü kadim Yunanlıların yanında açar ve Baküs'ü döndüğü efsanevi geziden sonra perilerle beraber dans ederken görürüz. Veya zamanda yolculuk yapar ve kendimizi 17.

yüzyılın Fransa'sında, iyi bir dansçı olan kral XIV. Louis ile, Lully'nin operası, "Le Triomphe de l'Amour 'da beraber dans ederken bulabiliriz. Lakin dans her daim bizi neşelendirmez. İster imparator, ister bir papa veya ister bir işçi olun, tüm insanlığın müşterek kaçınılmaz sonu olan ölüme giden bir dans olarak çıkar karşımıza; Dans macabre...



Resimlerde dans


Ressamlar, sessiz ve durgun tuvallerinde, seslerin ve hareketlerin dönüşümlerine renkleriyle hayat verir. Çizgi ve renk, en ünlü dans resimlerinden biri olan Matisse'in "La danse" (1909) isimli eserinde hareket yaratır. Bu büyük (260x392 ) resimdeki beş çıplak figürün her biri farklı bir pozdadır, ancak birliktelikleri el ele tutuşmalarında ve kendilerini içerideki ritme bırakmalarında belirgindir. Gövdeler kalın kırmızı çizgilerle çerçevelenir ve arka plan düz mavi ve yeşile indirgenir. Arkaik resimlerde olduğu gibi, önemli olan duygudur, harekettir.


Henri Matisse- Dans (1910)


Dansçı resmedilirken , sanatçı vücudun oranlarına, kollar-bacaklar ve gövde arasındaki ilişkiye, dengeye, harekete, bedeni saran kumaşa, hareketlerin zamanına odaklanır. Dansçının imkansız pozlarında zarafet ve dayanıklılık vardır. Finalde, dansçı kendi yalnızlığının içinde döner ve kıvrılır. Degas'ın kendine güvenen bir poz veren ve dans eden geleceğine bakan "Ondört yaşındaki Küçük Dansçı'dan" (1880), Toulouse Lautrec'in posterlerindeki Jane Avril'in coşkusundan, Sir Gerald Kelly'nin diz çökmüş Birmanyalı Dansçı'sına (1909) kadar, bazen dansçılar dünyalarında yapayalnızlardır...


Ondört Yaşındaki Küçük Dansçı- Edgar Degas (1881)



Jane Avril- Henri de Toulouse-Lautrec (1893)




Burmalı Dansçı- Sir Gerald Festus Kelly (1915)


Lakin bir çift dans ettiklerinde, eşsiz bir sihir yaratırlar. Bir tango, bir pas de deux, bir valsin sinerjisi...


Renoir'in "Şehirde Dansı'nda" (1883) balo elbisesi içindeki al yanaklı kız, yüzünü görmediğimiz partnerinin kucağında o denli kaybolmuştur ki, partneri sıkı sıkı tutmasa adeta yere yığılacak gibidir. Aynı yılın diğer bir tablosunda, "Bougival'de Dans" eserinde olduğu gibi, çift girdap ortasında yakalanır, kız aristokrat profiline ve narin ensesine hayran kalabilmemiz için döner.


Şehirde Dans- Pierre Auguste Renoir (1883)


Bougival'de Dans- Pierre Auguste Renoir (1883)


Dans çoğu zaman bir topluluk etkinliği olduğundan, konusu dans olan birçok resim, senkronize hareket, kahkaha ve dinamik sosyal ilişkileri tasvir eder. Resimlerdeki manzara gibi, bir çiftin dansının arka planında bir eğlence kalabalığı vardır ve bazıları onlara katılmaya hazır görünür.

Yaşlı Pieter Bruegel'in (1566) "Düğün Dansı'nda", konukların çoğu, resmin önündeki kaotik sahneye çoktan katılmıştır. Dansı kaba ve kötü olarak kabul eden ve özgürleştirici hareketten hoşlanmayan kilisenin tutucu tavrını görmezden gelircesine dans ederler.


Düğün Dansı- Pieter Bruegel (1566)



Paula Rego, 1988 tarihli "The Dance" adlı resminde kronolojiye meydan okur . Genç bir kadın, daha yaşlı bir kadın ve bir kız, el ele tutuşarak bir daire içinde dans ederler. hamile bir kadın eşiyle dans eder. Kompozisyonun solunda duran bir kadın dansçıları izler. Tek başına durur ve sahnedeki diğer katılımcılardan daha iri ve güçlü gözükür . Ay ışığı ve uzaktaki bir uçurumun tepesindeki kale, rüya gibi bir atmosfer yaratır. Farklı bir perspektiften yaklaşacak olursak, bütün dans eden insanlar , solda duran kadının hayali olabilir; Hayatının farklı evrelerinde tuvalde dans eden kadınlar...



Dans- Paula Rego ( 1988)


Bedenin düşünüp ruhun hareket ettiği dansta, temel unsur özgürlüktür. Bedenin düşünebilmesini sağlayabilmek için bedeni, ruhun hareket edebilmesini sağlayabilmek için de ruhu özgür bırakmak gerekir. Beden, hareket edebilmesinin zeminini oluşturan mekân ile kurduğu ilişki içerisinde biçim değiştirebilme olanaklarını ve çıplaklığını keşfederek düşünür. Bu olasılıkları keşfettikçe özgürlüğü de artar. O halde, dans etmek için ne bekliyoruz? Şimdi hemen, şu anda... Pina Bausch'un da dediği gibi, “Dans et, dans et. Yoksa yok olup gideceğiz.”

95 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör