Janet Sobel: Soyut Dışavurumcu bir İlham Perisi



1940'larda New York'ta çalışan bir sanatçı olan Janet Sobel, sanat tarihi söyleminin dışında kalan ve gözden kaçan yetenekli sanatçılardan biri. Sobel hakkında en iyi bilinen gerçek, onun Jackson Pollock üzerindeki etkisidir. Pollock'un, Sobel'in çalışmasını görüp, epey etkilendiği bazı çalışmalarında hemen göz kırpar bizlere. Sobel hakkında şimdiye kadar üretilen az sayıdaki araştırma, Sobel'in biyografisindeki Pollock etkisine o kadar odaklanır ki, kariyerinin geri kalanı gözden kaçırılır. Sobel ve Pollock arasındaki benzerliklere odaklanılarak farklılıkları göz ardı edilir. Farklılıklar ise, Sobel'i gerçekten eşsiz, kendi kendini yetiştirmiş bir sanatçı olarak karşımıza çıkarır.



Sobel, kırk üç yaşında, beş çocuk annesi iken, resim yapmaya başlar. Kesinlikle hiçbir sanatsal eğitimi yoktur ve oğlunun sanat malzemeleriyle deneyler yaparak resimle tanışır. Oğlu Sol Sobel'in ilk terfisi sayesinde sanatı kısa sürede sanatçıların, eleştirmenlerin ve sanat dünyasının diğer önemli şahsiyetlerinin dikkatini çeker ve bu noktada kariyeri hızla ilerler. Ancak bu popülarite patlaması yaklaşık 1943'ten 1947'ye kadar sürer. 1946'da Sobel ve ailesi New York'tan New Jersey'e taşınır ve bu daha uzak konum nedeniyle sanat sahnesindeki çalışmalarıyla ilgili uğultu azalmaya başlar. New York sanat ortamından uzaklaşmasının yanı sıra, soyut dışavurumcu sanatsal ideoloji bağlamındaki cinsiyeti de 1940'ların ve 50'lerin bu ana akım hareketinden dışlanmasında rol oynar.


Janet Sobel


Sobel'in figüratif sanattan soyut sanata geçişi, o zamanlarda diğer birçok soyut dışavurumcuyu takip eder. Bu sanatçılar daha önceki eserlerinde olduğu gibi soyut eserlerinde de aynı fikirleri, ancak daha evrensel bir şekilde ifade etmeye başlarlar. Sobel farklı değildir; Janet Sobel de dahil olmak üzere birçok soyut dışavurumcu sanatçının olgun tarzlarını tanımlayan şey, yaratı sürecine vurgu yaparak figürlü çalışmadan soyutlamaya geçişleridir. 1944 tarihli " Through the Glass" (Camın İçinden) resmi, sanatçının figürasyondan soyutlamaya geçişini açık bir şekilde gösterir. Figürler boşluğu doldurur ve resim düzleminin önüne getirilir. Bu, mekânın her şeyi kapsayan bir niteliğini vurgulayan soyut dışavurumculuğa doğru hareketinde önemli bir adımdır. Garip figürler ve biyomorfik formlar, Sobel'in etkileyici boya kullanımıyla fark edilebilir. Bu resimde soyut imge oluşturma sürecinin konuya göre öncelikli olduğunu görebiliriz.


Sobel- Through the Glass -1944, Cam üzerine vernik, tuval üzerine yağlı boya ve kum.


1944 ve sonrası, Sobel daha gelişmiş, olgun soyut stiline doğru ilerler. Sobel'in en sevdiğim resimlerinden biri 1945 tarihli "Milky Way" (Samanyolu) ...Resim, yumuşak renk alanları ve damlayan, aktif girdapların karışımı ile uyumlu bir şekilde dengelenmiş bir kompozisyon içerir. Pollock'un 1947 tarihli " Galaxy" tablosu, sanatçının Sobel'den ne kadar derinden etkilendiğini gözler önüne serer. İki tablo arasındaki nüans benzerlikleri, izleyicinin yüzünde hafif bir tebessüme vesile olur. 1946'dan 1948'e kadar olan çalışmalarda görülebileceği gibi, birkaç yıl içinde Sobel, boya uygulamalarıyla geniş çapta deneyler yapmaya başlar. Dokunulmayı bekleyen içsel bir nitelik yaratır.


Sobel - Milky Way (Samanyolu), 1944





Jackson Pollock- Galaxy, 1947



Cinsiyet ayrımcılığı konusunda elbette daha derin sorunlar vardır. Janet Sobel gibi kadınlar, toplumun onu hemen görmezden geldiği ve cinsiyeti nedeniyle bir sanatçı olarak başarılarını en aza indirdiği bir dönemde çalışır. 1944 yılında Sobel'in sanatına ilişkin ilginç ve yersiz bir yazı ironik olarak bir başka kadın tarafından kaleme alınır. “Haftanın Sanatı” adlı incelemede, makalesine Sobel’in “dolgun, pembe yanaklı, yuvarlak yüzlü ve giyimli” olduğuna dikkat çekerek başlar;" Brooklyn'deki diğer ev hanımlarına benziyor. Onu sıcak bir yaz gününde sobanın üzerinde, torunlarını sinirli bir şekilde mutfaktan kovarken, sonra vazgeçip onlara ikindi pastasını verirken hayal ediyorsunuz.” yazar. Neden Sobel'i okurken karşılaştığımız ilk izlenim sanatı ile ilgili değil de elbisesi ve mutfaktaki etkinliği ile ilgilidir? Bu inceleme ve bu zaman dilimindeki benzerleri, bize Sobel'in çalıştığı önyargılı atmosfer hakkında bir fikir verir. Peki sanatçının yaşarken bu önyargılı varsayımları yenme şansı olmuş mudur ? Maalesef hayır…



Soyut dışavurumculuğun doğası, tanımı gereği, kadınları hareketten dışlamaya yardımcı olur ve onu bir tür “erkeklerin tek kulübü” haline getirir. 1940'ların ortalarında soyut dışavurumculuk, Amerikan evrenselcilik, bireycilik ve özgürlük ideallerini destekleyen kahramanca bir Amerikan sanatsal tarzını temsil etmeye başlar. Bu kısmen İkinci Dünya Savaşı'nın, Amerikalıların ulusal kimlik nosyonu üzerindeki etkisinden kaynaklanır. Savaşta savaşan erkek askerler o dönemde toplumda demokrasinin ve özgürlüğün adeta kahraman figürleri olarak anılır. Jackson Pollock, Barnet Newman ve Mark Rothko gibi erkek sanatçılar bu idealleri somutlaştırır ve yirminci yüzyılın yeni Amerikan sanatçıları olarak kahramanlaştırılırlar. Sanat tarihçisi Ann Eden Gibson'a göre bu doktrini takip etmeyen sanatçılar daha sonra bir kenara itilir. Belki de Sobel'in sanatındaki temalar bu inanca ait olacak kadar "evrensel" değildi (ya da öyle algılanmamıştı). Eğer durum buysa, sanatının yakın zamana kadar göz ardı edilmesinin bir nedeni olabilir. Gibson ayrıca Pollock gibi erkek sanatçıların popülaritesi sayesinde “soyut dışavurumculuğun erkeksi bir Amerikan kahramanlığıyla özdeşleştirilmesinin yaygın olduğunu” söyler. Ahırında tuval üzerine boya sıçrarken sigara içen sert erkek sanatçıyı düşünün…Bu yeni eril sanat biçimi, özünde, kadınları sahnenin arkasına iter. Bu süre zarfında Amerikan toplumunda kadın, kendi tanımıyla soyut dışavurumculuğun özellikleri olmayan edilgenliği ve uysallığı temsil eder.



Sobel- 1946- İsimsiz



Kısa süreli ününe rağmen, Sobel'in sanatı, çalıştığı dönemin erkek egemen soyut dışavurumcu doktrinlerinin değerleriyle değil, bugün kendi erdemleri ve değerleri için takdir edilir. Herhangi bir resmi sanat eğitimi almadan başarılı olması, şimdiye kadar göz ardı edilen bir sanatsal dehayı akla getirir. Unutulan ya da hiç tanınmayan Sobel ve diğer olağanüstü kadın sanatçıları tanımamızın zamanı ise çoktan geçmiştir…





Kaynakça


  • Haber, John: Janet Sobel: The Grandmother of Drip Painting , New York

  • Emmerling, Leonhard: Pollock, Taschen, 2016.


47 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör