Kırık bir kalbin estetiği: Kintsugi 金継ぎ



İnsanlığın çözülmeyi bekleyen bilmecesinde, belki de en uğrak yeridir duyguları... Birbirinden farklı notanın, tek bir armonide dans ettiği parfüm misali, duyguların bazıları yoğun ve kalıcı, bazıları ise hafiftir ve uçup gider. Yüzyıllar, bu duyguları tanımlamaya ve anlamlandırmaya çalışmakla geçer; bilimin çeşitli dalları açıklamalar bulmaya çalışır; insanın belki de en güçlü yaşama motivasyonu olan merak kapıları açılıp kapanır... Fakat duygular, kapıyı tıkladıkları her vakit kendilerini, milyonlarca olasılıkla döşenmiş bir labirentte bulur. Bu olasılıklarla beraber, rengarenk taşlarla hayatın karmaşık bir mozaiğini oluştururlar. Taşlardan bazıları aşınır, solar...Bazen yeniden parlatılır. Fakat bir tanesi vardır ki, kırıldığı vakit artık hiçbir şey eskisi gibi değildir. Eski artık sadece yâd edilebilir. Bu kayboluşun yası, asırlardır sözcüklerle süslenir, fırçalarla dans eder. Bir şairin kalemine tesir eder kırık kalbi. Ardında bıraktığı izler, belki de duyguların en melankolik, en amorfik olanıdır. Parçalar her tarafa dağılmıştır ve yeniden birleşmesi güçtür. Yeniden birleştirmek gibi umutsuz bir girişimin amacı ne olabilir diye sorar insan. Nihayetinde yine çatlaklar görülür, ne kadar iyi birleştirseniz de, eskisi gibi asla olamaz artık... Peki eskisi gibi olması gerekir mi? Ya çatlakları gizlemeyi reddedip, bilakis parlamalarına izin versek ? İşte bu sorular, bizi Uzak Doğu'nun kadim bir sanatı olan Kintsugi ile tanıştırır...



Kintsugi, kırılmış porselen ve seramikleri, kırık alanları saklamadan, herkesin görebileceği şekilde yeniden birleştirmek için özel bir yapıştırıcı ve altın tozu kullanan Japon onarım tekniğidir. Bu Japon el sanatı geleneğinin perspektifinden bakıldığında, porselen damarlardan geçen bu altın çizgiler, nesneye eşsiz yeni cazibesini verir.

Kintsugi tekniğinin, aynı zamanda çay sanatının (chadô) büyük bir aşığı olan, şogun Ashikaga Yoshimasa'nın iktidarı zamanında, 15. yüzyılın sonunda ortaya çıktığı söylenir. Efsaneye göre hükümdar en sevdiği kaseyi kırar ve onu tamir için Çin'e gönderir. Kase geri geldiğinde, hem işlevselliğini hem de güzelliğini bozan metal klipslerle bir arada tutulduğundan, sonuç beklentilerini karşılamaz. Ashikaga Yoshimasa, Japon ustalarını daha iyi bir çözüm bulmaları için görevlendirir ve bunun onları çok daha zarif bir onarım yöntemi olan Kintsugi'yi icat etmeye sevk ettiği söylenir. Tarihi kesin olarak kabul edilemese bile, Kintsugi'nin

Wabi-Sabi'ye (kusurlu, kalıcı ve eksik bir güzellik) ait, estetik-felsefi ideale uygun olarak yaratıldığı açıktır.



Naoko Fukumaru



Wabi-Sabi'nin ilk öğretisi, kusurlu, düzensiz güzellik idealini ifade eder. Japon çay töreninin (chanoyu) kurucusu Murata Shukō, ayın bulutlar tarafından kısmen kapatıldığında en güzel anında olduğunu söyler. O an, berrak bir gökyüzündeki, yuvarlak bir şekilde parlayan dolunaydan daha zariftir. Simetri, oran ve saflık... Shukō, bunların hiçbirinin güzellik için ön koşul olmadığını söyler. Ancak Greko-Romen geleneği, güzellik fikrini Batı geleneğinde derinden köklendirir; güzellik mefhumu genellikle Apolloncu tamlık ve mükemmel biçim ilkesini takip eder. Murata Shukō tam tersi bir görüşe sahiptir: apollonik bitmiş bir eser, estetik açıdan daha az zengindir. Zira sunması gereken her şeyi ilk bakışta ortaya çıkarır. Kusurlu iş ise, bir olasılığın, keşfedilebilecek bir şeyin vaadidir. Henüz kendini tam olarak ortaya koymamış olanın, yine de herhangi bir şey haline gelebileceği ve hayal gücüne alan açabileceği söylenebilir. Bu nedenle, Kintsugi ustası kırık bir kabuğu onardığında, asla bütünlüğünü geri kazanma iddiasında değildir...





Wabi-Sabi'nin ikinci öğretisi, bir şeyi benzersiz kılan şeyin aşınma ve yıpranma olduğu inancıdır. Bu nedenle kendini Kintsugi'ye adayan bir usta çürümekten korkmaz. Onun için çizikler ve çatlaklar bir nesne için bir tehdit değil, daha çok zamanın ve dolayısıyla onun benzersizliğini yaratan gücün değerli işaretleridir. Çünkü gerçekte sadece şeylerin (aşınma ve yıpranma) kullanımında onların gerçek karakteri ortaya çıkar.


Kintsugi'nin izi sadece Wabi-Sabi fikrine dayanmakla kalmaz, bunun da kökleri, çay töreni, tiyatro ve şiir gibi sanatsal disiplinler boyunca binlerce yıl boyunca gelişen Japon Zen Budizm kültürüne dayanır. Kintsugi, Wabi-Sabi ve Zen Budizminin ortak bir estetik anlayışını paylaştığı ortaya çıkar: güzelliğin mükemmellikte bulunmadığı ve sonsuza kadar korunamayacağı fikri; değişimde yattığı ve geçici olduğu fikri... Mükemmellik arayışı asla başarılı olamaz ve bizi dünyanın güzelliklerinden gün geçtikçe daha fazla uzaklaştırır...












https://naokofukumaru.com/




Her şeyin düzen içinde olduğu bir odadaki tozlu masaydı o.

Kaçak Atlar, Yukio Mişima

38 görüntüleme1 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör