Sanatçının Kendisi ile Tanışması ; Alban Berg


Schliesse mir die Augen beide Sevgili ellerinle gözlerimi kapat mit den lieben Händen zu! Ellerinin altında tüm acılarım huzur bulsun Geht doch alles, was ich leide, Ve acı ne kadar sessiz unter deiner Hand zur Ruh. Dalga üstüne dalga uykuya dalar Und wie leise sich der Schmerz Hayatın son vuruşu yaklaşırken Well' um Welle schlafen leget, Tüm kalbimi dolduruyorsun. wie der letzte Schlag sich reget, füllest du mein ganzes Herz.



Alman şair Theodor Storm , ölümü böyle anlatır bundan 170 yıl önce . Storm'dan yarım asır sonra 15 yaşındaki küçük ve umut dolu Alban 1900'lerin Viyana'sında gelecekteki eşi için bu şiiri besteler. Daha sonra 1925 'de eserin ikinci versiyonunu bestelediğinde karşımıza bambaşka bir Berg çıkar . Sanatçı adeta kendisi ile yeniden tanışmıştır. Eserin ilk versiyonunu dinlediğimizde , henüz daha çocuk olan bestecinin , ölümü anlatan bu şiir için seçmiş olduğu temaların ve armoninin ne kadar da naif ve ferah olduğunu fark ederiz . Bu sıcak melodi ile ölüm , yakın bir dost gibi karşılanır . 25 yıl sonra Berg 40 yaşına geldiğinde , ölüm ve müzik onun için metamorfozunu gerçekleştirmiştir. Eserin ikinci versiyonunda ölüm artık o kadar da tatlı gelmez . Ürpertici ve istenmeyendir artık . Ölümün bu yeni hali , Berg ' in evrimleşmiş müziğindeki atonal renklerle can bulur . Notalar ölümden kaçarmışçasına birbiri ardına dizilir ve sonunda ölüm galip gelir.


Alban Berg 'in öğretmeni Schönberg tarafından resmedilmiş tablosu -1910




20. Yüzyıl Viyanası ve Berg


20. Yüzyıl , kaotik havası ile dünya sahnesine hızlıca bir giriş yapmıştır . Yüzyılın ilk birkaç on yılı edebiyat, psikoloji ve görsel sanatlarda çok sayıda deneysel girişime sahne olur . Sanatçılar , içsel deneyimlerin bütün kapsamını -düşleri, önsezileri ve fantezileri- keşfedip betimlemek amacıyla sınırlı geleneksel temsil araçlarını aşmaya çalışırlar .Yüzyılın başlarında, bilimde ve sanatta , bugün halen üzerinde saatlerce kafa yorduğumuz fikir ve akımlar doğar . Ayak seslerini duyduğumuz savaş günleri kapıdayken , Avrupa her gün yeni çıkan sanat akımları ile kasıp kavrulur .Bir yandan psikolojinin tartışmalı karakteri Sigmund Freud ile psikanaliz üzerine ilk uluslararası kongre düzenlenirken , öte yandan , Pablo Picasso'nun ''Demoiselles d'Avignon''i ( Avignonlu Kızlar) isimli tablosu ile kübizm yükselir .20 .Yüzyılı bir tablo olarak imgelersek , renklerin çeşitli tonlarının iç içe geçtiği , birbirinden farklı şekillerin dans ettiği ve ilk bakışta anlamsız gelen bir resimle karşılaşırız . Artık alışageldiğimiz düzen yıkılmaya başlanmıştır Fakat hemen sonra , bu resim öyle bütünleşir ki , adeta bize hayatı anlatır ve bizi eserin yaratıcısı ile tanışmaya davet eder.





Georges Braque - The Portuguese, 1911 tuval üzerine yağlıboya 116.8 x 81 cm




Müzik de bu renkli dünyadan nasibini almış olacak ki , tonal armoniden atonale geçmiş armoni , yüzyıla damgasını vurur . Peki nedir bu atonal ? Teknik terimlere çok dalmadan anlatacak olursak , herhangi bir sesin diğerlerinden daha üstün tutulmamasıdır atonalite. Artık notalar arasındaki hiyerarşi yıkılmıştır . Örneğin geleneksel tonal armonide belirli örüntülerde birbirini takip eden sesler vardır . Hepimiz edebiyat derslerinden "aruz ölçüsünü" hatırlarız , uzun veya kısa, kapalı ya da açık hecelerin belli bir düzene göre sıralanarak ahengin sağlandığı bir sistemdir . İşte edebiyatta olduğu gibi müzikte de böyle bir düzen ve düzenin içinde bazı önemli dereceler vardır ; dominant ( dizinin 5. sesi ) tonik ( dizinin 1. sesi ) gibi... Bu sesler bazı koşullar altında bir araya gelir ve müzikal anlam kazanırlar . Atonalite ise bu koşulların esnetildiği hatta yıkıldığı bir alandır . Geleneksel klasik tonalitenin armoni çevresinin dışına çıkan, Wagner''de kromatizm ile başlayan, Schönberg'de 12 ton müziğine uzanan modern müzik sistemidir.





Berg ve Müziği


Şimdi başta değindiğimiz parçaya geri dönelim . Genç Berg , 1900'de eserin ilk versiyonunu bestelediğinde , henüz müzik eğitimi almamış , kendi kendine beste yapan yetenekli bir çocuktur. Kendisinden önceki klasikçileri taklit aşamasındayken , bir yandan da kendi imzasını aramaktadır . Daha sonradan öğretmeni olacak ve bestecilik hayatını derinden etkileyecek, dönemin büyük bestecisi Arnold Schönberg ile tanışması şans eseri olur . 1904 yılında Schönberg ' in bir kompozisyon kursu vereceği duyurulur ve genç bestecimiz Berg ' in kardeşi Charly , Berg' in bestelerini ondan habersiz Schönberg ' e gösterir .Besteler ustanın dikkatini çeker ve Berg ile çalışmayı kabul eder. Kardeşinin cesareti üzerine , Berg' in hayatı tamamen değişir . Değişen hayat beraberinde değişen müzik anlayışını da getirir . 1925 yılında eseri ikinci kez bestelediğinde artık karşımızda kendini gerçekleştirmiş bir sanatçı vardır . Kendisi ile tanışmış Berg bestelediği bu şiire de artık aynı gözle bakamıyordur . Zira ölüm kavramı da artık onun için değişmiş , hayatın gerçeği haline gelmiştir .


Eserin her iki versiyonunu da buradan dinleyebilirsiniz .



Modernizmin sularına yelken açmış besteci , ölümüne dek , müzik tarihine birbirinden değerli eserler kazandırır .İsmi , Arnold Schönberg ve Anton Webern ile beraber 2. Viyana Ekolü kurucuları arasında geçer . Bu yeni ekolle müziğin yönü değişir . Tabii bu değişim ilk başlarda sanatseverler tarafından çok da hoş karşılanmasa da , sanat tarihi zaten buna alışıktır. Akımlar doğar , kurallar değişir , yıkılır ve yerini yeni akımlara bırakır. Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir der Efesli filozof Heraklitos. M.Ö 500 'lerden M.S 1900 'lere gelindiğinde , tarih gözlerimizin önünden bir film şeridi gibi geçer . İnsan halen anlam arayışı içerisinde , yaşamın tuvaline sanatıyla yeni bir renk katmaktadır . Hayat kısa , sanat ise uzundur .













80 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör