Kokunun Asırlık Yolculuğu; Koku Operası "Yeşil Arya"



Kokulu org, nefis serinletici bir "Bitkisel Capriccio" çalıyor; kekik, lavanta, biberiye, mersin, fesleğen ve tarhunlu arpejler saçıyordu. Bir dizi cesur modülasyonla, baharat tuşlarından ambere uzandı. Arada bir inceden bozuk akor takılarak bir parça krem karamel ve biraz da domuz pisliği çeşnisini andırarak, sandal ağacı, sedir, ve yeni biçilmiş saman kokusuyla, ağır bir havada parçanın başlangıcındaki basit aromalara döndü. Son kekik patlaması da sustuğunda alkışlandı ve ışıklar yandı. Sentetik müzik makinesinde, ses kayıt rulosu dönmeye başlamıştı. Hiper keman, süper çello ve yapay obua için bestelenmiş bir trio, hoş bir baygınlıkla havayı kapladı.

Bu ilgi çekici paragraf, Aldous Huxley'in "Cesur Yeni Dünya" isimli distopik romanından... Huxley, engin fantezi dünyası ile herkesi etkiler, öngörüsü ile "kahin" yazar olarak anılır. Gerçekten de yüzyıl evvel yazdıkları, konuştukları hayat bulmaya başlar. Evrenin ve daha çok da insanlığın istikbali hakkında korku ve merak duyar. Okuyanı da bu tüyler ürpertici merak dünyasına peşinde sürükler. Huxley, tam ortadan ikiye bölünmüş bir ruh taşır; bir parçası her zaman gizemi ve bilinmeyeni düşünür, ruhun yapacağı mistik yolculuklara kafa yorarken; diğer parçasıysa son derece keskin ve rasyonel zekâya sahip bir bilim adamıdır. Birkaç sene sonra, "Cesur Yeni Dünya" 'ya anti-tez tadında başka bir roman olan, "Ada"'yı yazar. Kendi yazdığı kitabın anti-tezini yazmaya cesaret edebilecek az sayıda insan vardır. Yazdığı şahesere verilebilecek en güçlü cevabı da yine kendisi verir: “Yaşadım ve değiştim. Genç bir idealistken dünyayı değiştirmek isterdim, artık anladım ki evrende kesin olarak değiştirebileceğiniz tek şey bizzat kendinizsinizdir.”


Cesur Yeni Dünya Romanından bir illustrasyon




Huxley'nin, romanında adını geçirdiği kokulu org, kendisinden çok evvel George William Septimus Piesse adlı bir kimyager tarafından 19. yüzyılın ortalarından icat edilir. "Oktofon" olarak da adlandırılan parfüm organ, 46 farklı kokudan birini harekete geçiren bir enstrüman. 1857'de, "The Art of Parfumery" (Parfüm Sanatı) adlı kitabında Piesse, notaların ve kokuların birlikte nasıl çalışabileceğini açıklamak için müziği kullanır. Parfüm üreticileri için yarı bilimsel bir temelde değerli bir rehber olur, çünkü sadece piyanoda bir akor çalınır ve akorun ilgili notalarının hangi kokuları temsil ettiği bilinir, yeni bir buket önerisine varmak için sesler ve kokular arasındaki yakınlık tamamen spekülatiftir...1922 yılına gelindiğinde Sciene and Invention dergisi, Piesse'nin teorilerini alır, müzisyenlerin seslerden ziyade kokuları "çalabileceği" yeni bir tür konser hayal eder. Sanatçının renkleri harmanlaması veya bir çiçekçinin buketini hazırlaması gibi, karışımları birleştirmek parfümcüye kalmıştır.


Frank R. Paul'un bir illüstrasyonunda, zarif bir beyefendiyi bu orgu çalarken görüyoruz. Klavyenin üstündeki şişelerden yayılan kokuların, dikkatli bir seyirci üzerinde süzüldüğünü görüyoruz.



Notaların karşılık geldiği esanslar.


Green Aria: Burunlarınız için bir opera


Piesse ve Huxley'den çok sonra, takvimler 2009 yılını gösterirken, New York Guggenheim Müzesi'nde izleyiciler, sıra dışı bir şeye tanık olurlar. Koklanan bir opera... Evet yanlış okumadınız... Green Aria, dünyanın ilk kokulu operası. Neden olmasın? Sözlerle, resimlerle, müzikle, dansla hikayeler anlatıyoruz; neden koku yoluyla da anlatmayalım ? Koku alma, diğer tüm duyularımızdan daha sıkı bir şekilde hafızaya ve duyguya bağlı. Koku, sanatta, edebiyatta yüzyıllardır yer alır. Deli eder insanı bu dünya; / Bu gece, bu yıldızlar, bu koku. / Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç.” dediğinde Orhan Veli, üstümüze başımıza bulaşır o bahar kokusu...Kokular, bilinçdışının kapılarını aralar ve bizlere türlü alemlerde eşlik eder.



Green Aria Koku Operası, izlenmek yerine koklanması gereken bir “opera”. Proje, bir finansör olan Stewart Matthew ve kokuyu yüksek bir sanat olarak düşünen kimyager, parfümcü Christophe Laudamiel'in buluşudur. Operayı yaratmak için Matthew, amorf bir sahne, ruh halleri ve karakterleri çizen bir libretto ile yapı iskelesini kurar. Ardından, parçanın 35 karakterini anlatacak özel tasarım kokular için Laudamiel'e başvurur. Bu arada besteciler Nico Muhly ve Valgeir Sigurdsson, operanın kokusunu koklayarak müziğini yaratmak için birlikte çalışırlar.Laudamiel, en zor kısmın, kokuları izleyiciye nasıl ileteceğini bulmak olduğunu söyler. İzleyicilerin aynı anda ve aynı yoğunlukta koku aldığından nasıl emin olunacağı sorusu zihinlerini meşgul eder. Bunun için bir "koku organı" tasarlamak ve üretmek için bir havalandırma şirketi olan Fläkt Woods ile çalışırlar. Kokular merkezi organdan her bir koltuğa gider. Koltuklar daha sonra izleyicilerin burunlarına istedikleri kadar yakın veya uzak bir yere konumlandırabilecekleri ince, esnek bir "koku mikrofonu" ile donatılır.


Green Aria Koku Operası esnasında



Müzikle birleştiğinde, opera garip bir sinestetik akım oluşturur. Kokuların ve müziğin dansı, derin zamanın geçişini, Dünya'nın çalkalanmasını, okyanusların şişmesini ve şiddetli bir sona doğru hızlanan bir ilerlemeyi akla getirir. Bütün opera belki otuz dakika sürer. Tıpkı hayatın kendisi gibi, her zaman çiçek bahçelerinde dolaşmaz izleyiciler. An gelir, tatsız zamanların habercisi rahatsız edici kokular eşlik eder müziğe. Piesse’nin icat ettiği, Huxley’nin neredeyse bir asır önce yazdığı distopyanın kahramanlarından, koku orgu 21. Yüzyıl başlarında yeniden selamlar bizleri. İnsanoğlu, hayal ettikçe ve ruhunun geniş zihin pencerelerinden evreni izledikçe, daha kim bilir hangi fantastik sahnelere şahitlik edecek...


67 görüntüleme1 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör